‘Türkçenin ustasını kaybettik’

‘UNUTULMAYACAK’

Mehmet Özgül’ü 1965 ya da 66’da subay üniforması içinde Ankara DTCF Rus Filolojisi Bölümü’nde bir dersimize geçici öğretmen olarak girdiği gün tanımıştım…

Filolojiyi askeri öğrenci olarak bitirmiş, bizlerden birkaç yaş büyük genç bir adamdı.

Ben son sınıfta, bölümün çalışkan öğrencilerinden biri olarak ona o gün sanki biraz da takılmıştım. Sonraları bana bu nedenle bir iki kez şaka yollu sitem ettiğini anımsıyorum. Daha sonra yollarımız meslektaş olarak İstanbul’da kesişti. Onu, yanlış anımsamıyorsam bir kez Üsküdar’daki evlerinde ziyaret etmiştim.

En son 2001’de, Kabardin-Balkar yolculuğumuzda, Hayati Asılyazıcı, Enver Ercan o ve ben birlikteydik.

Sonra bir kez de, ben İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesiyken düzenlediğimiz Çehov Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılmıştı.

Edebiyat çevirmenliği dediğimiz işin, zevkli olduğu kadar, ne denli güç, çetrefil ve de nankör olduğunu, bu işi ciddi olarak yapanlar bilir.

Güçtür, çünkü bir dilde konuşan kişiyi, onun üslubuna sadakatle, bir başka dilde konuşturacaksın.

TİTİZ, ESPRİLİ, SEÇKİN…

Şiir çevirisinin güç, hatta olanaksız olduğu söylenir, doğrudur. Fakat nesir çevirisi de kolay değildir. Bir cümleyi otuz türlü kurabilirsin. Acaba hangisini seçmeli? Özneyi, nesneyi, tümleci, fiili, şuraya mı, buraya mı koymalı? Aynı anlama gelen sözcüklerden hangini kullanmalı? Şiirde az çok özgür olabilirsin. Nesir çevirisinde bu şansın da yoktur.

Bu iş aynı zamanda nankördür. Neden mi? Hangi dile çevirdiysen o dilde konuşturduğun yazar kalır, sen unutulur gidersin.

Rusçadan Türkçeye binlerce sayfa çevirmiş Mehmet Özgül adını kaç kişi biliyor? Ama biz meslektaşları bu adı hep bildik ve yaşadığımız sürece de unutmayacağız.

Kılı kırk yaran, titiz, değerli, usta çevirmenliğinin yanı sıra, ülkemizin yalın, insancıl, alçakgönüllü, hafiften esprili kültürünü kişiliğinde özümsemiş, seçkin, sevgili bir insandı.

Seni özleyeceğiz sevgili Mehmet Özgül ağabey.

ATAOL BEHRAMOĞLU


MEHMET ÖZGÜL’Ü ANARKEN

Rus dili ve edebiyatı bölümünü okurken hep kıskandığımız ve onlar gibi olmak istediğimiz çevirmenlerle – Mehmet Özgül-Ataol Behramoğlu-Azer Yaran-Mazlum Beyhan-Ergin Altay- fakültede okurken yolumuz hiç kesişmedi. Oysa ne güzel olurdu, deneyimlerini dinlemek ve yol göstermelerini istemek. Bu arayı okul bittikten sonra kapatmaya çalıştım. Özellikle de Mehmet Özgül ve Ataol Behramoğlu’yla Rus edebiyatı ve çeviri üzerine epey sohbetlerimiz oldu. Ne yazık ki Mehmet ağabeyle devam edemeyeceğiz. İvan Bunin çevirmemi söylediğinin üstünden neredeyse kırk yıl geçti. O gün söylediği “Bunin Türkçe konuşacaksa çevirmeni olarak sen Türkçe konuşmalısın!” sözleri hâlâ kulaklarımda. Zamanla çeviri anlayışımız farklılaştı ama Türkçeye hep onun kadar özen göstermeye çalıştım. Duru Türkçesinin yanı sıra 1987’de tek çevirisi olan beni de çevirmen sayıp götürdüğü Moskova Çevirmenler Kongresi’nde yaptığı Rusça konuşmasının akıcılığı beni hayran bırakmıştı. Moskova’da yazarlarla konuşurken bilgisi, Türkologlarla konuşurken Türk edebiyatına hâkimiyeti beni şaşırtmıştı.

YERİ DOLDURULAMAZ

Paylaşmayı özellikle de bilgiyi paylaşmayı biliyor ve seviyordu. Sorduğum soruyu o gün olmasa bile araştırıyor, soruşturuyor ve mutlaka bir sonraki buluşmamızda açıklıyordu. Yayınevlerine götürüyor, tanıştırıyor ve çevirilerimin yayımlanmasını sağlıyordu. Hep gurur duyduğu “Çehov bütün eserleri” çevirisini on dört cilt halinde yeniden çevireceğimi söylediğimde bile “Sen iyi yaparsın!” olmuştu yanıtı. Kovidle birlikte görüşmelerimiz de kesildi ve ne yazık ki Çehov çevirilerimi ona götüremedim.

Türkçe’nin ustalarından birini kaybettik. Ancak Rus edebiyatının kaybı çok daha büyük, hem de yeri doldurulamayacak kadar.

Üniversitelerimizdeki Rus dili ve edebiyatı bölümleri, ana dersliklerine “Mehmet Özgül” adını verse güzel olmaz mı?

UĞUR BÜKE

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*